2

Belgrad’ın tellerine kuşlar mı konar?/2.kısım… (Tesla’nın izinde)

Sırbistan‘ın başkenti Belgrad‘a ayak bastığınız andan itibaren hemen her yerde karşınıza çıkacak isim olmasında şaşılacak bir şey yok, evvelâ uçağınızın indiği uluslararası havaalanının adı ”Nikola Tesla” zaten. Havaalanında para bozdurduğunuz anda, 100‘lük Sırp dinarlarının üzerindeki manidar bakışı ile cüzdanınıza yerleşiyor. Havaalanından şehre doğru yola çıktığınızda, ana yolun üzerinde gene büyük bir levha karşılıyor sizi: ”Nikola Tesla’nın memleketine hoşgeldiniz…” Ve bundan sonra Belgrad‘daki hemen her adımınızda size eşlik edecek olan kişi gene Nikola Tesla. Ancak bizim onunla tanışıklığımız bu şekilde başlamadı, ben onun yaşadığı dönemin çok ötesindeki icatlarını, fikirlerini ve sözlerini seneler öncesinden bilir ve kendisine hayranlık beslerdim. Bir akşam nöbeti çıkışında, TRT İstanbul Radyosu‘nun bir nevi radyoculuk müzesi olarak kullanılan üst fuayesindeki afişe dikkatle baktığımda onun adı ile markalaşmış radyo reklâmını ve fotoğrafını farkettim, henüz Belgrad‘a gitme fikri ortalarda yoktu ama Tesla hemen her gün çalıştığım binanın içindeydi ve duvardan bana bakıyordu. Aradan zaman geçip biz Belgrad‘a gitmek üzere İstanbul Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali‘nde, bir kafede uçağımızın kalkış saatini beklerken tam karşıda bulunan D&R mağazasının raflarında kırmızı kapağı ile hemen dikkat çeken kitabı gördüğümüzde Seyyahi ile birbirimize baktık, hayli şaşkınlıkla baktık? Biz mi onun izinden gidiyorduk, yoksa o mu bizi takip ediyordu? Hemen yerimden kalkıp mağazaya girdim ve kitabı satın aldım. Dünyanın en önemli mucitlerinden birinin ülkesine doğru uçarken onun çok ilginç hayat hikâyesi yolculuğa eşlik etti ve bundan sonra artık yolumuz bir daha hiç ayrılmadı…

Continue reading

2

Belgrad’ın tellerine kuşlar mı konar?/1.kısım…

Belgrad hayli eski bir şehir, binlerce yıllık bir tarihi var ancak üzerinde yaşanmış çok sayıda savaş sebebi ile 44 kere yıkıma uğrayıp yeniden yapıldığından o kadar eskiymiş gibi gelmiyor size. Mâlûm; eski Yugoslavya‘nın başkentiydi, artık böyle bir ülke yok ve Belgrad 2006 senesinden beri Sırbistan‘ın başkenti olarak varlığını sürdürüyor… 

“Beyaz Şehir” anlamına geliyormuş adı, eskiden “Beograd” olan söylenişinin Osmanlı zamanında “Belgrad”a dönüştüğü anlatılıyor. İki büyük nehrin, Tuna ve Sava’nın birleştiği yere kurulmuş ve 7 bin yıl olduğu tahmin edilen tarihi boyunca hep savaş meydanı olmuş bu Doğu Avrupa başkenti artık sakin, kendi halinde, dünyanın her tarafından gelen turistlerin ilgisinden memnun. Bir gidenin bir daha gitmek istediği bir şehir olmasının tek sebebi ucuzluğu olmasa gerek diye düşünüyoruz ve doğrusu biz de bir defa daha gitmek istiyoruz Belgrad‘a…

Continue reading

2

Uzun ara…

Epeyce uzun bir ara oldu, evet. Mâlûm; izin mevsimi, radyoda işler her zamankinden daha yoğun. İstanbul bünyesi içinde yaşayanlara öyle geniiiiiş nefes araları bırakmayı seven bir şehir de değil, koşturması çok, o da mâlûm. Bütün bunlara rağmen araya bir izin sıkıştırdık, Sırbistan‘ın başkenti Belgrad‘a gidip geldik. Belgrad notları ve fotoğrafları hazır, yazıp yayınlayacağım en kısa zamanda. Bir müddettir bazı teknik sorunlar da vardı, onlar giderildi ve blog yazmaya mani bir durum kalmadı. Bunun için vakit yaratmak ise benim işim elbette, okunmayı bekleyen kitapları, halledilmeyi bekleyen diğer işleri aralayıp yazmaya öncelik vereceğim. Şimdilik gidiyorum müsaadenizle, “Belgrad’ın tellerine kuşlar mı konar?..” başlıklı Belgrad izlenimleri ile pek yakında geri geleceğim…

0

Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil…

Her ne kadar o büyük mânâya erişme peşinde gayret sarfediyor olsam da; bilmek ayrı, yapabilmek ayrı olduğundan bazı ölümler canımı daha ziyade yakıyor işte, yalan değil. Bu dünyaya gelmiş ve bu dünyadan geçmiş en güzel erkek seslerinden birine sahipti rahmetli Payidar Tüfekçioğlu, aramızda çok yaş farkı olmamasına rağmen ”Payidar Abi” demeyi münasip bulduğumuz saygınlıkta, edepte, ahlâkta sevgili biriydi. 55 senelik hayatı içinde bir sanatçı olarak pek çok seslendirme yaptı, dünya kadar tiyatro oyununda sahneye çıktı, dizilerde oynadı ama eminim kendisi de geçtiğimiz yıllarda TRT ekranlarında yayınlanan ”Yunus Emre/Aşkın Yolculuğu” dizisinde canlandırdığı Tapduk Emre karakterinin üzerine bu kadar oturacağını düşünmezdi bu işe başlarken… Payidar Tüfekçioğlu bu canlandırma içinde, herhangi bir role bürünen bir oyuncu olmanın çok fevkınde, adetâ bizzat hayat verdiği karakterin kendisi oldu çıktı. Böyle bir başarı da elbette her oyuncuya nasip olmazdı…   Continue reading

2

Sabun dediğin…/2.bölüm

Sabunhane‘nin sabunlar yanında ürettiği doğal kremler ve yağlar üzerine yazmak için bu kadar beklemeye hiç niyetim yoktu doğrusu, ancak sayfamın servis sağlayıcısı üzerinden yaşanan bazı teknik sorunlar sebebi ile şimdi yazabiliyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim; bahsettiğim her ürünü bizzat kullandım, ayrıca sadece kendim de değil, uygulayıcısı olduğum ”ayurvedik-aromaterapik masaj” ve ”bölgesel-bütünsel ağrı terapisi” çalışmalarımda kullanarak gayet başarılı sonuçlara ulaştım. Benim çalıştığım masaj tekniğinde ”soğuk pres sabit yağlar” ve ”aromatik yağlar”ın seçimi son derece önemli, öyle önünüze gelen her şeyi kullanabildiğiniz bir teknik değil bu. Direkt cilde uygulandığı için taşıyıcı yağlar içine belli miktarlarda başka yağlar eklenerek hazırlanan yağ karışımlarının asit oranı, hafif derecelerde ısıtılmaya müsait olması, bu durumda kokusunu, kıvamını, niteliğini kaybetmemesi, uygulama sırasındaki performansı, cilt tarafından emilim kolaylığı ve kabûlü gayet mühim. Ben bir uygulayıcı olarak kullandığım yağ karışımlarının hafifliğini, elimdeki dokunuşunu ve akışkanlığını, kolayca uygulanabilir olmasını ayrıca önemsiyorum. Buradan hareketle aktarların çoğundan oldukça ucuza temin edilebilecek sıradan aromatik yağları kullanmıyorum. Hakiki aromatik yağların eldesinin hiç de öyle kolay olmadığını ve maliyetlerini gayet iyi bildiğimden genellikle yurtdışından getirdiğim yağları kullanmayı tercih ettim şimdiye kadar. Sabunhane‘nin kişisel bakım yağları ile tanıştıktan ve çalışmalarımda denedikten sonra ise artık başka yağ kullanmaya gerek duymadığımı belirtmek isterim…

Continue reading

11

Sabun dediğin…/1.bölüm

”En fazla ne olabilir ki?..” diye düşünenler vardır muhakkak, sabun çoğu kişi için hoş kokulu, kolay ulaşılabilir, basit bir temizlik malzemesidir ve üzerinde öyle fazla durulacak bir şey de değildir. Sabun yapımına yabancı sayılmam, Girit mübadili anne tarafımın kadınları zeytinyağı ve kostikle sabun kaynatırlar ve elde edilen sabun banyodan çamaşıra hemen her temizlik işinde kullanılırdı. Geçtiğimiz sene, Küçükkuyu-Mıhlı’da yaşarken bazı komşularımın sabun kaynatma işine yardımcı da olmuştum, zeytin üreticisi hemen herkes zeytinyağlı sabunu evinde, geleneksel usûllerde hazırlıyor ve bu sabunlar bütün bir sene kullanılıyordu. Benim bildiğim kadarı ile sabun yağ ve kostiğin karıştırılıp kaynatılması ile elde edilirdi yani sabun imali hayli ”sıcak” bir işti, soğuk proses ile sabun üretildiğinden habersizdim. Ta ki; Sabunhane‘nin o şahane sabunları karşıma çıkıncaya kadar…  Continue reading

2

Gene…

15356516_10154411851289652_2092280646918013697_n

Kader çarkı hızla döndü, döndü, döndü, sonra yavaşladı ve durdu. Durduğu yer özlemekten hiç vazgeçmediğim bir ”kraliçe kent”i işaret ediyordu, İstanbul‘u… Bunu başta ben olmak üzere kimse beklemiyordu, belki de asıl güzelliği burada saklıydı. 10 sene evvel gönülsüz vedalaşılan ve hasretine hicret edilen İstanbul, demek benden vazgeçmemişti ha? Demek yıllar geçecek, nice devranlar dönecek ve kalbimin kraliçe kenti beni böyle geri çağıracaktı ha? Biri çıkıp söylese inanır mıydım acaba?..

Continue reading

6

Mevsim anormalleri?!!!

fullsizerender-17

Şehirlerde yaşadığım vakitler, çoğu defa mevsim geçişlerini ıskalamış olduğumu şimdiki hayat tarzım içinde gayet net bir şekilde farkediyorum. Kuzey Ege‘de, İda eteklerinde dört mevsimi de derinden hissederek, dokunarak, tadarak yaşadım son bir sene içerisinde. Mevsimlerin kendilerine ayrılan sürenin sonuna gelindiğinde bir sonrakine yerlerini nezaketle terkettiklerini yakından izledim.  Doğadaki dönüşümü; renklerin, kokuların, lezzetlerin değişimini, iklimin mevsimlere göre ince ayar yapmasını birebir gözledim. Yazdan güze harika bir geçiş yaptık burada, coşkun bir sonbahar yaşandı her anlamda, buraya kadar her şey yolundaydı… Da; güzden kışa geçiş yapma konusunda takılıp kalmış gibiyiz? Bir tuhaflıktır gidiyor, çoğu meyve vaktinden evvel olgunlaştı, dalında yarılan portakallar, erken çatlayan narlar, ağaçların dibine hızla dökülen mandalinalar, elmalar, ayvalar? Ağacın bir kısmında olgunlaşıp ballanarak yere düşen, bir kısmında henüz ham duran cennet hurmaları? Bir meyve kıyımı gibi sanki, yere düşen meyvelerin çoğu çabucak bozulup ziyan oluyor zira… Çöp bidonunun yanında hemen her gün ağaç altlarından toplanıp çuvallara doldurulmuş meyve ölülerine rastlıyorum. Bu sene zeytinde de bir tuhaflık var diyorlar, aynı tarlada bazı ağaçlar mahsûlden dallarını dik tutamazken kimilerinde de ilaç için tek bir zeytin yok. Beklenen yağmurlar vaktinde gelmedi. Kasım‘ın orta yerinde halen lodos hüküm sürüyor ama kâfi yağmur yok. Bir-iki gün sağlam soğuk yaptı hava, sobalar yakıldı, bacalar tüttü, sonra gene yazsonu kıvamına döndü, kışlıklar fazla geldi, uykuda yorganlar tekmelendi, kapı-baca örtülmüşken tekrar açıldı. Dolayısı ile; ”mevsim normalleri” değil, ”mevsim anormalleri”ni yaşamaktayız, bayılmıyoruz bu duruma hiç şüphesiz, hâttâ tedirginiz ama yapacak bir şey de yok. Ne denir ki, her şeyin hayırlısı…

Continue reading

5

Biz bilmeyiz, O bilir…

fullsizerender-10

Elimde tuttuğum çok önemli, hayatımı sürdürmekte olduğum yörenin en önemli geçim kaynağı ve gözbebeği ürünü. Mübadeleden beri bu taraflarda yaşayanların çoğu, belki de başka bir iş bilmediklerinden bütün zorluklarına rağmen vezgeçmiyor zeytin üreticiliğinden. Şu sıralar en popüler zeytin türü bazı bölgelerde ”çakıstez” de denilen ”kırma”.  Ağaçlardan toplanan ilk zeytinler düz bir zemin üzerinde, çekirdeği kırılmayacak şekilde hafifçe patlatıldıktan sonra kavanoz veya şişelere dolduruluyor ve üzerine su ekleniyor. Zeytinler tatlanana kadar her gün, sabırla bu suyu değiştirmek, acı suyunu döküp yenisini doldurmak gerekiyor. Zeytinin kendine has acılığı gidip koyu yeşil rengi de hafif sararınca limon ve zeytinyağı kardeşliği ile artık sofraya gelebilir oluyor. Bu sene ilk defa işittiğimiz  ”deniz suyu ile zeytin tatlandırma” da deneyenlerin memnun kaldığı bir diğer usûl. Komşularım sağolsun, evde ardiye odasının kapı arkası yeni mahsûl kırma zeytin kavanozları ile doldu bile. Epey bir müddettir ekmeği beslenme düzenimden çıkarmış olduğumdan, ekmeksiz kahvaltılarımın başköşesinde kocaman bir kırma zeytin çanağı bulunuyor. Çerez gibi yediğim lezzetli zeytinlerin çekirdeklerini direkt bahçeye fırlatmak da başka bir keyif 🙂 Evde tüketilen ceviz, badem, fıstık kabukları ile meyve ve zeytin çekirdekleri çöpe değil, çamuru önlemek ve fazla suyu süzüp alta geçirmek için daha evvel bahçeye yaydığımız çam kabuklarının üzerine atılıyor. Ayrıca beyaz Sibirya kurdumuz Buz‘un kemiklerini gömmek için hünnap ağacının altına açtığı çukuru fırsattan istifade ederek ”kompost çukuru” yaptık. Mutfakta ayıklanan bütün sebzelerin artıkları, meyve ve yumurta kabukları, bazen dolapta fazla beklediği için bozulan sebze-meyveler, yeşillikler vs. buraya atılıyor. Evet; biraz fazlaca sinek yapıyor ama arada üzerine attığım birkaç kürek toprakla mesele çözülüyor. Kompost aslında her evde yapılabilecek bir dönüştürme yöntemi. Organik atıkları tekrar değerlendirmek için çok güzel bir yol. Yeniden zeytine dönersek; Kuzey Ege bölgesinde zeytin hasadı başladı. Hayli zahmetli bu süreçte tüm zeytin üreticilerine ve emekçilerine kolaylıklar, bereketli hasatlar, hayırlı kazançlar OLsun inşallah… Continue reading