3

Sabun dediğin…/1.bölüm

Image-1-2

”En fazla ne olabilir ki?..” diye düşünenler vardır muhakkak, sabun çoğu kişi için hoş kokulu, kolay ulaşılabilir, basit bir temizlik malzemesidir ve üzerinde öyle fazla durulacak bir şey de değildir. Sabun yapımına yabancı sayılmam, Girit mübadili anne tarafımın kadınları zeytinyağı ve kostikle sabun kaynatırlar ve elde edilen sabun banyodan çamaşıra hemen her temizlik işinde kullanılırdı. Geçtiğimiz sene, Küçükkuyu-Mıhlı’da yaşarken bazı komşularımın sabun kaynatma işine yardımcı da olmuştum, zeytin üreticisi hemen herkes zeytinyağlı sabunu evinde, geleneksel usûllerde hazırlıyor ve bu sabunlar bütün bir sene kullanılıyordu. Benim bildiğim kadarı ile sabun yağ ve kostiğin karıştırılıp kaynatılması ile elde edilirdi yani sabun imali hayli ”sıcak” bir işti, soğuk proses ile sabun üretildiğinden habersizdim. Ta ki; Sabunhane‘nin o şahane sabunları karşıma çıkıncaya kadar…  Continue reading

2

Gene…

15356516_10154411851289652_2092280646918013697_n

Kader çarkı hızla döndü, döndü, döndü, sonra yavaşladı ve durdu. Durduğu yer özlemekten hiç vazgeçmediğim bir ”kraliçe kent”i işaret ediyordu, İstanbul‘u… Bunu başta ben olmak üzere kimse beklemiyordu, belki de asıl güzelliği burada saklıydı. 10 sene evvel gönülsüz vedalaşılan ve hasretine hicret edilen İstanbul, demek benden vazgeçmemişti ha? Demek yıllar geçecek, nice devranlar dönecek ve kalbimin kraliçe kenti beni böyle geri çağıracaktı ha? Biri çıkıp söylese inanır mıydım acaba?..

Continue reading

6

Mevsim anormalleri?!!!

fullsizerender-17

Şehirlerde yaşadığım vakitler, çoğu defa mevsim geçişlerini ıskalamış olduğumu şimdiki hayat tarzım içinde gayet net bir şekilde farkediyorum. Kuzey Ege‘de, İda eteklerinde dört mevsimi de derinden hissederek, dokunarak, tadarak yaşadım son bir sene içerisinde. Mevsimlerin kendilerine ayrılan sürenin sonuna gelindiğinde bir sonrakine yerlerini nezaketle terkettiklerini yakından izledim.  Doğadaki dönüşümü; renklerin, kokuların, lezzetlerin değişimini, iklimin mevsimlere göre ince ayar yapmasını birebir gözledim. Yazdan güze harika bir geçiş yaptık burada, coşkun bir sonbahar yaşandı her anlamda, buraya kadar her şey yolundaydı… Da; güzden kışa geçiş yapma konusunda takılıp kalmış gibiyiz? Bir tuhaflıktır gidiyor, çoğu meyve vaktinden evvel olgunlaştı, dalında yarılan portakallar, erken çatlayan narlar, ağaçların dibine hızla dökülen mandalinalar, elmalar, ayvalar? Ağacın bir kısmında olgunlaşıp ballanarak yere düşen, bir kısmında henüz ham duran cennet hurmaları? Bir meyve kıyımı gibi sanki, yere düşen meyvelerin çoğu çabucak bozulup ziyan oluyor zira… Çöp bidonunun yanında hemen her gün ağaç altlarından toplanıp çuvallara doldurulmuş meyve ölülerine rastlıyorum. Bu sene zeytinde de bir tuhaflık var diyorlar, aynı tarlada bazı ağaçlar mahsûlden dallarını dik tutamazken kimilerinde de ilaç için tek bir zeytin yok. Beklenen yağmurlar vaktinde gelmedi. Kasım‘ın orta yerinde halen lodos hüküm sürüyor ama kâfi yağmur yok. Bir-iki gün sağlam soğuk yaptı hava, sobalar yakıldı, bacalar tüttü, sonra gene yazsonu kıvamına döndü, kışlıklar fazla geldi, uykuda yorganlar tekmelendi, kapı-baca örtülmüşken tekrar açıldı. Dolayısı ile; ”mevsim normalleri” değil, ”mevsim anormalleri”ni yaşamaktayız, bayılmıyoruz bu duruma hiç şüphesiz, hâttâ tedirginiz ama yapacak bir şey de yok. Ne denir ki, her şeyin hayırlısı…

Continue reading

5

Biz bilmeyiz, O bilir…

fullsizerender-10

Elimde tuttuğum çok önemli, hayatımı sürdürmekte olduğum yörenin en önemli geçim kaynağı ve gözbebeği ürünü. Mübadeleden beri bu taraflarda yaşayanların çoğu, belki de başka bir iş bilmediklerinden bütün zorluklarına rağmen vezgeçmiyor zeytin üreticiliğinden. Şu sıralar en popüler zeytin türü bazı bölgelerde ”çakıstez” de denilen ”kırma”.  Ağaçlardan toplanan ilk zeytinler düz bir zemin üzerinde, çekirdeği kırılmayacak şekilde hafifçe patlatıldıktan sonra kavanoz veya şişelere dolduruluyor ve üzerine su ekleniyor. Zeytinler tatlanana kadar her gün, sabırla bu suyu değiştirmek, acı suyunu döküp yenisini doldurmak gerekiyor. Zeytinin kendine has acılığı gidip koyu yeşil rengi de hafif sararınca limon ve zeytinyağı kardeşliği ile artık sofraya gelebilir oluyor. Bu sene ilk defa işittiğimiz  ”deniz suyu ile zeytin tatlandırma” da deneyenlerin memnun kaldığı bir diğer usûl. Komşularım sağolsun, evde ardiye odasının kapı arkası yeni mahsûl kırma zeytin kavanozları ile doldu bile. Epey bir müddettir ekmeği beslenme düzenimden çıkarmış olduğumdan, ekmeksiz kahvaltılarımın başköşesinde kocaman bir kırma zeytin çanağı bulunuyor. Çerez gibi yediğim lezzetli zeytinlerin çekirdeklerini direkt bahçeye fırlatmak da başka bir keyif 🙂 Evde tüketilen ceviz, badem, fıstık kabukları ile meyve ve zeytin çekirdekleri çöpe değil, çamuru önlemek ve fazla suyu süzüp alta geçirmek için daha evvel bahçeye yaydığımız çam kabuklarının üzerine atılıyor. Ayrıca beyaz Sibirya kurdumuz Buz‘un kemiklerini gömmek için hünnap ağacının altına açtığı çukuru fırsattan istifade ederek ”kompost çukuru” yaptık. Mutfakta ayıklanan bütün sebzelerin artıkları, meyve ve yumurta kabukları, bazen dolapta fazla beklediği için bozulan sebze-meyveler, yeşillikler vs. buraya atılıyor. Evet; biraz fazlaca sinek yapıyor ama arada üzerine attığım birkaç kürek toprakla mesele çözülüyor. Kompost aslında her evde yapılabilecek bir dönüştürme yöntemi. Organik atıkları tekrar değerlendirmek için çok güzel bir yol. Yeniden zeytine dönersek; Kuzey Ege bölgesinde zeytin hasadı başladı. Hayli zahmetli bu süreçte tüm zeytin üreticilerine ve emekçilerine kolaylıklar, bereketli hasatlar, hayırlı kazançlar OLsun inşallah… Continue reading

3

Şimdilik…

picsart

Kazdağı köylerinde dolaşıp duruyor oluşumuz, sonbaharın son demlerinin hakkını verebilmek için midir ki? Artık cevizler de toplandığına ve ilk yağmurlar yağdığına göre zeytinler dallarında sabırsızlanmakta mıdır? Narlı köyünde, köye ilkokul yapılmadan evvel bir müddet ilkokul binası olarak kullanılan ”Çakır Dimitri’nin Evi” manzara itibarı ile bir vakitler içinde yaşayanların zevkini mi işaret etmektedir acep, yoksa öyle dimdik, tepeye yaslanmış heybetli duruşunda herhangi özel bir mânâ yok mudur? Küçükçetmi köy meydanındaki ufak havuzun şırıl şırıl dökülen şadırvanı ona tepeden bakan görkemli çınar ağacına neler söylemektedir? Dalları daha şimdiden yerlere sarkıtan ayvalar hakikaten ”hazır olun, kış sert geçecek” mi demektedir sessizce? Bilmiyoruz, bilmiyoruz… Sadece derin bir farketme ve hissetme halinde, öte yandan hayran olarak gördüğümüz herşeye, dolaşıp duruyoruz sonbaharın son demleri içinde. Şimdilik böyle, şimdilik böyle…

dsc01656 

4

Güzel güz, merhaba sana…

img_3548

Ve işte tarafımdan en sevilen ay, Eylül çıkageldi. Tarafımdan en sevilmeyen bayram da çok şükür bitip gitti, tabii gene aynı şeyler tekrarlandı, hiçbir şey değişmedi 🙁 Benim gibi yaz-kış sahil bandında yaşayanların çoğunluğu birkaç aylığına büyük kentlerden çıkıp gelen ”yazlıkçılar”dan hiç hazzetmiyor aslında, bütün huysuzluklarını ve kentli gerginliklerini de beraberlerinde getiriyorlar çünkü, daha ziyade tatilleri müddetince bırakacakları parayla alâkalı yerli halk/üretici. Bu ”yazlıkçı ahali” organik/doğal vs. masallarına pek düşkün olduğundan, her hafta kurulan pazarlardaki köylülerden çok daha ucuza alabilecekleri şeyleri, üstelik bir de arabaları ile gelip bahçe sahipleri veya besicilerden daha pahalıya almayı seviyor. Buradan hareketle; Cuma günleri kurulan Küçükkuyu pazarında dağ köylülerinin sattığı yumurta 50 ilâ 75 kuruş iken, Mıhlı bölgesinde neredeyse sıfır maliyetle ”saldım çayıra, Mevlâ kayıra” usûlü tavuk besleyenler yumurtanın adedini 1 liradan satıyor. Süt ve sebze-meyve konusunda da aynı fiyat politikası uygulanıyor. Tatilciler ortalıktan çekilince pazarlarda da, bu taraflarda da fiyatlar düşüyor. Ben vejetaryenlikten veganlığa doğru bir yumuşak geçiş sürecinde olduğumdan artık etraftaki üreticiden süt ya da yumurta satın almıyorum. Mıhlı meyve bakımından çok zengin, bereketli bir yer, dalından toplayıp yediğim helâllik verilmiş meyveler yanında komşuların da gidip-gelmelerde en gözde hediyesi meyve oluyor. Sebzemi ise pazardan almayı tercih ediyorum. Yabanda da yetişen bazı ot, meyve veya sebze türlerini bizzat dolaşarak doğadan topluyorum, bekletmeden taze taze pişiriyorum… 
Continue reading

16

Ölülük, dirilik…

img_0271Kışın pabuçlarını ayağına geçirip yavaştan yola çıkmaya hazırlandığını işaret eden zamanlardır bunlar. Kurutulan sebzeler, meyveler, kaynatılan reçeller, salçalar, hazırlanan pestiller, konserveler, tarhanalar… Komşularım Hasibe Hanım ile kocası Ramazan Dayı genellikle erkenden uyurlar ama, geçen gece bir baktım ki onların tarafta bir faaliyet var, zeytin kütüklerinden kocaman bir ateş kurulmuş, üzerine içi biber ve domates dolu kara kazan oturtulmuş, uzun saplı dev bir tahta kaşıkla karıştırıp durmaktalar kazanın içindekini. ”Hayrola?” dedim, ”Allah katından emir mi geldi derhal kalkıp salça kaynatın diye, gecenin bu vaktı ne salçası ki bu?..” ”Gündüz çok sıcak oluyor, durulmuyor ateşin başında” dediler, bir de bahçeden topladıkları domatesler geçmiş-geçecekmiş artık, kara kazanı geceden vuralım ateşe, sabaha kadar için için bir güzel kaynasın, sabah kalkıp süzekten geçirir tepsilerle koyarız güneşe diye düşünmüşler, geceden salça mevzuuna girmişler. Dolayısı ile o gece 02.00‘ye dek ateşin başında oturduk, bir tarafta salça hafiften göbek atarken öte tarafta Ramazan Dayı’nın gece vakti bahçeye dalıp el feneri yardımıyla bulduğu birkaç mısır koçanı közlerin arasına yatırıldı, pıtır pıtır patlayarak bir güzel kebap oldu, kendi yapraklarına sarıp sıcak sıcak yedik zeytin dumanı kokulu mısırları, avuçlarımız da, içimiz de ısındı. Mıhlı bölgesi havanın en sıcak olduğu günlerde dahi, geceyarısına doğru ciddi şekilde serinleyen ve hâttâ insana ceket, çorap, şal aratan havasıyla meşhurdur ya, hele artık Eylül‘e de adım atmışız, gece vakti ateşin başında sıcak sıcak muhabbet hoşa gitti tabii, gitmez mi?

Ertesi gün çekirdek ve kabukları ayrılıp süzülen karışık salçamız geniş tepsilerle güneşe kondu, biraz güneşlendirildikten sonra cam kavanozlara dolduruldu. Geceden sabaha kadar için için kaynadığından çok bekletmiyorlar güneşte, suyu uçuyor zaten. Tamamıyla doğal salçamız esmer ekşi maya ekmeğinin üzerine pek yakıştı doğrusu, ipek gibi pürüzsüz, katkısız, boyasız, lezzetini anlatmak imkânsız, o derece…
Continue reading

8

Kısa misafirlik…

IMG_2550IMG_2678C9E83F76-46D8-426E-BB77-6A715A542BF1

YORGO

D: Temmuz 2015/Ayvalık  Ö: Ağustos 2016/Küçükkuyu

”Bugün de bu taraftan gideyim…” diyerek her zamanki yolumu değiştirip girdiğim sokağın ortasında, Ayvalık Saatli Camii’nin arka çıkışında oturuyordu. Avuçiçi kadardı, tek gözü enfeksiyon sebebi ile neredeyse kafası kadar şişip büyümüştü, yapayalnız ve çok korunmasızdı. Eve getirildikten kısa süre sonra zaten enfeksiyondan mahvolmuş sol gözünü kaybetti, o ufacık vücudu çok şiddetli ateşlere, ciddi enfeksiyon nöbetlerine mukavemet etti, çırpına çırpına her defasında atlattı, bu sürece tanıklık eden çoğu kişiyi yanıltarak ölmedi. Biberonla ve özel gıda destekleri ile beslendi, kimselere güvenilip bırakılamadığından küçük bir el çantası içinde, yün bir boyun atkısına sarılı şekilde defalarca Ayvalık-İzmir arasını otobüsle katetti. Sevgiyle sarılıp sarmalanarak büyütüldü, güzelim bir sarman oğlan oldu. Önünde bulunduğu tarihi cami Rumlar zamanında bir kilise olduğundan (Agios Ioannis) ve memleketi Ayvalık‘ın eski sakinlerine ithafen ismi ”Yorgo” oldu. Geçirdiği havalelerden sebep olsa gerek; biraz gel-git akıllı ama her zaman neşe dolu, çok eğlenceli bir çocuktu 🙂 Hepi-topu bir senelik çok kısa bir hayata upuzun hikâyeler sığdırdı, ardında bir dolu gülümseten hatıra bıraktı. Tek gözünün kör olduğunu elbette bilirdik de; kulaklarının işitmediğini neden sonra farkettik. Muhtemelen bebekliğinde geçirdiği havaleler onu sağır da etmişti. Kaybolmasın, başına bir hal gelmesin diye daha ziyade evde tutuluyor, dışarıya çıktığı zaman da gözetiliyordu. 22 Ağustos 2016 Salı gününün tamamını bizimle evde ve çok mutlu, her zamanki gibi neşe dolu geçirdi. Akşam saatlerinde dışarı çıktı, beş dakika sonra ölüm haberi ve boynundaki çıngıraklı mavi tasması geldi. Bu kadar özenle, bu kadar sakınılarak yaşatılmış güzel çocuğumuz meskûn mahalden manyak hızla geçen bir araba tarafından çiğnenerek hayata veda etti, dünya boyutundan ayrılıp sonsuzluğa gitti…

IMG_0226

 

Hissettiğim acıyı ve yoksunluğu, bunlara arka plânda  eşlik eden suçluluk duygusunu (keşke hiç dışarı çıkarmasaydım iç sesini yani) ve tabii hayli miktarda öfkeyi epeyce evirip çevirdim, tanımlamaya, bu hislerin asıl sebeplerine varmaya uğraştım, yeniden Krishnamurti okudum, meditasyonlar yaptım, tasavvuf deryasına daldım. Belki bundandır, bir müddet sustum, yazmadım, konuşmadım, sadece hissettiklerimi bütün derinliği ile farketmeye, anlamaya ve dönüştürmeye çalıştım. Ve gördüm ki; bu gibi kayıp/acı hallerinde halen zihnimin gerçeklik olarak algıladığı (oysa öyle olmayan) bu sahte dünya illüzyonuna, bu kurguya kapılıp gitmekteyim. Zihnimde dönen bu sanal oyunun perdesini yırtıp arkasına geçmekte halen zorluk çekmekteyim. Hâlbûki ”kabûl” mühimdir ”sabır”dan, hakiki bir teslimiyet acının içinden uçurup geçirir insanı, tabii ki acıyı hissedersin ama ıstıraba saplanmazsın, bilirsin ki OLanda hayır vardır. Amma velâkin bazen bilmek yetmiyor işte, demek daha fazla çalışmam lâzım zihnimdeki koşullanmalar üzerinde. Ölümü ile dahi bazı kapalı şuur kapılarını açmama vesile olan kıymetlime, Yorgo‘ma nasıl şükran duymam Allah aşkına? O sevgili neşeli ruh tekâmül yolculuğuna huzurla devam etsin dilerim, hayatımdaki kısa misafirliği müddetince bana öğrettikleri için tüm kalbimle teşekkür ederim. Çok özlüyorum, hep özleyeceğim❤️…

IMG_2390

4

Bazen…

FullSizeRender-9

Hiçbir zorlama/değişme/OLduğundan farklı görünme/hoşa gitme/onay alma gayretinin bol tuzaklı zemininde ayağın kaymadan, lüzûmundan fazla konuştuğunu da farkederek belki, bir yağmurun ansızın dinmesi gibi susarsın bazen. İyidir bu, iyi gelir. Kimsenin yarasının tendürdiyotu, yara bandı değilsin, kimsenin antidepresanı olmak zorunda da değilsin, herkes kendi meselesi ile halleşsin, mümkünse halletsin, değilse? O da senin sorunun değil, sükûnet içinde akışa bırakıp kendini öylece, hiçbir şeyi kanırtmadan çabasızca durmak, izlemek daha iyidir. Bazen…

Kimi kalabalıkların bir parçası olmayı sever, ben tam tersini severim. İskelenin altında çırpınan kuzey Ege sularına kulağımı vermişken meselâ, herhangi başka bir nota, tını, ses, konuşma vs. istemez varlığım. Sade bir ihtiyaçsızlık alanı içinde öylece salınmak ve tabiatın seslerini dinlemek çoğu müzikten daha iyidir. Bazen… Continue reading

10

”Aşağı bakan köpek” ve ötesi…

IMG_2996

Darbe girişiminin hemen ertesi günü aldığım bir karar üzerine, o zaman bu zamandır benim terasta çocuklarla birlikte yoga yapıyoruz. Ama yaptığımız yogayı ”çocuk yogası” diye sınırlamadığımızı düşünüyorum zira arada 20 yaş ve üzeri katılımcılarımız da oluyor. Paranın geçerli olmadığı bu çalışmada her katılımcı kendi tercihine ve imkânına göre ya kedi-köpek maması veya hayvanları beslemede kullanılacak kutu süt ile yapıyor ödemesini 🙂 Çocuklarla çalışmak hayli farklı bir deneyim, klasik bir yoga sınıfının olağan ders akışı olmuyor onlarla, dolayısı ile daha eğlenceli ve zengin yoga seansları çıkıyor ortaya. Derslere hayvan kardeşlerimizin katılımı serbest, çocuklar ”aşağı bakan köpek/adho mukha svanasana” duruşunu hakikaten köpeklerin uygulamasında görüyor ve öğreniyor meselâ, ya da omurgalarını bir kedi gibi yuvarlatıp esnetmeyi bizzat kedilerde gözleyerek yapıyorlar. Bu anlamda bana başarı ile asistanlık yapan dört ayaklılarımıza teşekkür borçlu olduğumu düşünüyorum, sağOLsunlar, hayatlarımızda hep varOLsunlar… Continue reading