4

Güzel güz, merhaba sana…

img_3548

Ve işte tarafımdan en sevilen ay, Eylül çıkageldi. Tarafımdan en sevilmeyen bayram da çok şükür bitip gitti, tabii gene aynı şeyler tekrarlandı, hiçbir şey değişmedi 🙁 Benim gibi yaz-kış sahil bandında yaşayanların çoğunluğu birkaç aylığına büyük kentlerden çıkıp gelen ”yazlıkçılar”dan hiç hazzetmiyor aslında, bütün huysuzluklarını ve kentli gerginliklerini de beraberlerinde getiriyorlar çünkü, daha ziyade tatilleri müddetince bırakacakları parayla alâkalı yerli halk/üretici. Bu ”yazlıkçı ahali” organik/doğal vs. masallarına pek düşkün olduğundan, her hafta kurulan pazarlardaki köylülerden çok daha ucuza alabilecekleri şeyleri, üstelik bir de arabaları ile gelip bahçe sahipleri veya besicilerden daha pahalıya almayı seviyor. Buradan hareketle; Cuma günleri kurulan Küçükkuyu pazarında dağ köylülerinin sattığı yumurta 50 ilâ 75 kuruş iken, Mıhlı bölgesinde neredeyse sıfır maliyetle ”saldım çayıra, Mevlâ kayıra” usûlü tavuk besleyenler yumurtanın adedini 1 liradan satıyor. Süt ve sebze-meyve konusunda da aynı fiyat politikası uygulanıyor. Tatilciler ortalıktan çekilince pazarlarda da, bu taraflarda da fiyatlar düşüyor. Ben vejetaryenlikten veganlığa doğru bir yumuşak geçiş sürecinde olduğumdan artık etraftaki üreticiden süt ya da yumurta satın almıyorum. Mıhlı meyve bakımından çok zengin, bereketli bir yer, dalından toplayıp yediğim helâllik verilmiş meyveler yanında komşuların da gidip-gelmelerde en gözde hediyesi meyve oluyor. Sebzemi ise pazardan almayı tercih ediyorum. Yabanda da yetişen bazı ot, meyve veya sebze türlerini bizzat dolaşarak doğadan topluyorum, bekletmeden taze taze pişiriyorum… 
Continue reading

15

Ölülük, dirilik…

img_0271Kışın pabuçlarını ayağına geçirip yavaştan yola çıkmaya hazırlandığını işaret eden zamanlardır bunlar. Kurutulan sebzeler, meyveler, kaynatılan reçeller, salçalar, hazırlanan pestiller, konserveler, tarhanalar… Komşularım Hasibe Hanım ile kocası Ramazan Dayı genellikle erkenden uyurlar ama, geçen gece bir baktım ki onların tarafta bir faaliyet var, zeytin kütüklerinden kocaman bir ateş kurulmuş, üzerine içi biber ve domates dolu kara kazan oturtulmuş, uzun saplı dev bir tahta kaşıkla karıştırıp durmaktalar kazanın içindekini. ”Hayrola?” dedim, ”Allah katından emir mi geldi derhal kalkıp salça kaynatın diye, gecenin bu vaktı ne salçası ki bu?..” ”Gündüz çok sıcak oluyor, durulmuyor ateşin başında” dediler, bir de bahçeden topladıkları domatesler geçmiş-geçecekmiş artık, kara kazanı geceden vuralım ateşe, sabaha kadar için için bir güzel kaynasın, sabah kalkıp süzekten geçirir tepsilerle koyarız güneşe diye düşünmüşler, geceden salça mevzuuna girmişler. Dolayısı ile o gece 02.00‘ye dek ateşin başında oturduk, bir tarafta salça hafiften göbek atarken öte tarafta Ramazan Dayı’nın gece vakti bahçeye dalıp el feneri yardımıyla bulduğu birkaç mısır koçanı közlerin arasına yatırıldı, pıtır pıtır patlayarak bir güzel kebap oldu, kendi yapraklarına sarıp sıcak sıcak yedik zeytin dumanı kokulu mısırları, avuçlarımız da, içimiz de ısındı. Mıhlı bölgesi havanın en sıcak olduğu günlerde dahi, geceyarısına doğru ciddi şekilde serinleyen ve hâttâ insana ceket, çorap, şal aratan havasıyla meşhurdur ya, hele artık Eylül‘e de adım atmışız, gece vakti ateşin başında sıcak sıcak muhabbet hoşa gitti tabii, gitmez mi?

Ertesi gün çekirdek ve kabukları ayrılıp süzülen karışık salçamız geniş tepsilerle güneşe kondu, biraz güneşlendirildikten sonra cam kavanozlara dolduruldu. Geceden sabaha kadar için için kaynadığından çok bekletmiyorlar güneşte, suyu uçuyor zaten. Tamamıyla doğal salçamız esmer ekşi maya ekmeğinin üzerine pek yakıştı doğrusu, ipek gibi pürüzsüz, katkısız, boyasız, lezzetini anlatmak imkânsız, o derece…
Continue reading

8

Kısa misafirlik…

IMG_2550IMG_2678C9E83F76-46D8-426E-BB77-6A715A542BF1

YORGO

D: Temmuz 2015/Ayvalık  Ö: Ağustos 2016/Küçükkuyu

”Bugün de bu taraftan gideyim…” diyerek her zamanki yolumu değiştirip girdiğim sokağın ortasında, Ayvalık Saatli Camii’nin arka çıkışında oturuyordu. Avuçiçi kadardı, tek gözü enfeksiyon sebebi ile neredeyse kafası kadar şişip büyümüştü, yapayalnız ve çok korunmasızdı. Eve getirildikten kısa süre sonra zaten enfeksiyondan mahvolmuş sol gözünü kaybetti, o ufacık vücudu çok şiddetli ateşlere, ciddi enfeksiyon nöbetlerine mukavemet etti, çırpına çırpına her defasında atlattı, bu sürece tanıklık eden çoğu kişiyi yanıltarak ölmedi. Biberonla ve özel gıda destekleri ile beslendi, kimselere güvenilip bırakılamadığından küçük bir el çantası içinde, yün bir boyun atkısına sarılı şekilde defalarca Ayvalık-İzmir arasını otobüsle katetti. Sevgiyle sarılıp sarmalanarak büyütüldü, güzelim bir sarman oğlan oldu. Önünde bulunduğu tarihi cami Rumlar zamanında bir kilise olduğundan (Agios Ioannis) ve memleketi Ayvalık‘ın eski sakinlerine ithafen ismi ”Yorgo” oldu. Geçirdiği havalelerden sebep olsa gerek; biraz gel-git akıllı ama her zaman neşe dolu, çok eğlenceli bir çocuktu 🙂 Hepi-topu bir senelik çok kısa bir hayata upuzun hikâyeler sığdırdı, ardında bir dolu gülümseten hatıra bıraktı. Tek gözünün kör olduğunu elbette bilirdik de; kulaklarının işitmediğini neden sonra farkettik. Muhtemelen bebekliğinde geçirdiği havaleler onu sağır da etmişti. Kaybolmasın, başına bir hal gelmesin diye daha ziyade evde tutuluyor, dışarıya çıktığı zaman da gözetiliyordu. 22 Ağustos 2016 Salı gününün tamamını bizimle evde ve çok mutlu, her zamanki gibi neşe dolu geçirdi. Akşam saatlerinde dışarı çıktı, beş dakika sonra ölüm haberi ve boynundaki çıngıraklı mavi tasması geldi. Bu kadar özenle, bu kadar sakınılarak yaşatılmış güzel çocuğumuz meskûn mahalden manyak hızla geçen bir araba tarafından çiğnenerek hayata veda etti, dünya boyutundan ayrılıp sonsuzluğa gitti…

IMG_0226

 

Hissettiğim acıyı ve yoksunluğu, bunlara arka plânda  eşlik eden suçluluk duygusunu (keşke hiç dışarı çıkarmasaydım iç sesini yani) ve tabii hayli miktarda öfkeyi epeyce evirip çevirdim, tanımlamaya, bu hislerin asıl sebeplerine varmaya uğraştım, yeniden Krishnamurti okudum, meditasyonlar yaptım, tasavvuf deryasına daldım. Belki bundandır, bir müddet sustum, yazmadım, konuşmadım, sadece hissettiklerimi bütün derinliği ile farketmeye, anlamaya ve dönüştürmeye çalıştım. Ve gördüm ki; bu gibi kayıp/acı hallerinde halen zihnimin gerçeklik olarak algıladığı (oysa öyle olmayan) bu sahte dünya illüzyonuna, bu kurguya kapılıp gitmekteyim. Zihnimde dönen bu sanal oyunun perdesini yırtıp arkasına geçmekte halen zorluk çekmekteyim. Hâlbûki ”kabûl” mühimdir ”sabır”dan, hakiki bir teslimiyet acının içinden uçurup geçirir insanı, tabii ki acıyı hissedersin ama ıstıraba saplanmazsın, bilirsin ki OLanda hayır vardır. Amma velâkin bazen bilmek yetmiyor işte, demek daha fazla çalışmam lâzım zihnimdeki koşullanmalar üzerinde. Ölümü ile dahi bazı kapalı şuur kapılarını açmama vesile olan kıymetlime, Yorgo‘ma nasıl şükran duymam Allah aşkına? O sevgili neşeli ruh tekâmül yolculuğuna huzurla devam etsin dilerim, hayatımdaki kısa misafirliği müddetince bana öğrettikleri için tüm kalbimle teşekkür ederim. Çok özlüyorum, hep özleyeceğim❤️…

IMG_2390

4

Bazen…

FullSizeRender-9

Hiçbir zorlama/değişme/OLduğundan farklı görünme/hoşa gitme/onay alma gayretinin bol tuzaklı zemininde ayağın kaymadan, lüzûmundan fazla konuştuğunu da farkederek belki, bir yağmurun ansızın dinmesi gibi susarsın bazen. İyidir bu, iyi gelir. Kimsenin yarasının tendürdiyotu, yara bandı değilsin, kimsenin antidepresanı olmak zorunda da değilsin, herkes kendi meselesi ile halleşsin, mümkünse halletsin, değilse? O da senin sorunun değil, sükûnet içinde akışa bırakıp kendini öylece, hiçbir şeyi kanırtmadan çabasızca durmak, izlemek daha iyidir. Bazen…

Kimi kalabalıkların bir parçası olmayı sever, ben tam tersini severim. İskelenin altında çırpınan kuzey Ege sularına kulağımı vermişken meselâ, herhangi başka bir nota, tını, ses, konuşma vs. istemez varlığım. Sade bir ihtiyaçsızlık alanı içinde öylece salınmak ve tabiatın seslerini dinlemek çoğu müzikten daha iyidir. Bazen… Continue reading

10

”Aşağı bakan köpek” ve ötesi…

IMG_2996

Darbe girişiminin hemen ertesi günü aldığım bir karar üzerine, o zaman bu zamandır benim terasta çocuklarla birlikte yoga yapıyoruz. Ama yaptığımız yogayı ”çocuk yogası” diye sınırlamadığımızı düşünüyorum zira arada 20 yaş ve üzeri katılımcılarımız da oluyor. Paranın geçerli olmadığı bu çalışmada her katılımcı kendi tercihine ve imkânına göre ya kedi-köpek maması veya hayvanları beslemede kullanılacak kutu süt ile yapıyor ödemesini 🙂 Çocuklarla çalışmak hayli farklı bir deneyim, klasik bir yoga sınıfının olağan ders akışı olmuyor onlarla, dolayısı ile daha eğlenceli ve zengin yoga seansları çıkıyor ortaya. Derslere hayvan kardeşlerimizin katılımı serbest, çocuklar ”aşağı bakan köpek/adho mukha svanasana” duruşunu hakikaten köpeklerin uygulamasında görüyor ve öğreniyor meselâ, ya da omurgalarını bir kedi gibi yuvarlatıp esnetmeyi bizzat kedilerde gözleyerek yapıyorlar. Bu anlamda bana başarı ile asistanlık yapan dört ayaklılarımıza teşekkür borçlu olduğumu düşünüyorum, sağOLsunlar, hayatlarımızda hep varOLsunlar… Continue reading

2

Ortalama…

277fe47b199a7d9ee0e667b407bab8cb

KİTLELERİN DEHASI

Ortalama insanda
Herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
Ve cinayet konusunda en becerikliler
Cinayet karşıtı vaaz verenlerdir
Ve nefreti en iyi becerenler
Sevmeyi vaaz edenlerdir
VE-SON OLARAK-
SAVAŞI EN İYİ BECERENLER
BARIŞ VAAZI
VERENLERDİR

Tanrıyı Vaaz Edenlerin
Tanrıya İhtiyacı Var
Barış Vaaz Edenlerin
Huzuru Yok
SEVGİYİ VAAZ EDENLER
SEVGİSİZDİR
VAAZ VERENLERDEN SAKININ
Bilmişlerden Sakının.

DURMADAN
KİTAP
OKUYANLARDAN
Sakının
Yoksulluktan Nefret Edenlerden
Ya da Gurur Duyanlardan Sakının
Övgü Göstermekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
Karşılığında ÖVGÜ Beklerler

Sansürlemekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
Bilmedikleri Şeylerden
Korkarlar

Sürekli Kalabalıkları Arayanlardan Sakının;
Tek Başlarına
Bir Hiçtirler

Ortalama Erkekten
Ortalama Kadından
Sakının
Sevgilerinden SAKININ

Sevgileri Vasattır, Vasatı
Aranır Dururlar
Ama Nefretleri Dahiyanedir
Nefretleri Seni Beni
Herkesi Öldürebilecek Kadar
Dahiyanedir.

Yalnızlığı İstemezler
Yalnızlığı Anlamazlar
Kendilerinden Farklı
Herşeyi
Yoketmeye
çalışırlar

Sanat
Yaratamadıklarından
Sanatı
Anlayamazlar
Yaratma Başarısızlıklarını
Dünyanın Beceriksizliğine
Yorarlar

Kendileri Tam Sevemedikleri İçin
Senin Sevginin
Eksik Olduğuna İNANIR
VE SENDEN
NEFRET EDERLER

Ve Nefretleri
Parlak Bİr Elmas
Bir Bıçak
Bir Dağ
Bir KAPLAN
Bir Baldıranotu Gibi
Mükemmeldir

En Usta Oldukları
SANATTIR
NEFRET!

Charles BUKOWSKI (Halen ”çok sevgili”lerimden olan rahmetli Togan ALTAN‘ın aziz hatırasına hürmetle…)

0

Suya dair…

Image-1

Ben zaten Balık burcuyum, suda olmayı, suyla olmayı, suya dair hemen her hali yaradılış icabı severim. Arkadaşlarım olan diğer ikilinin de suyla arası gayet iyidir, eh, hal böyle olunca birlikte geçirdiğimiz bir haftaya yakın sürenin çoğunluğu suyun içindeydi dersem yalan olmaz. Daha çok tuzlu suda, yani denizde olduk. Cheetos ve Batos’un Küçükkuyu‘dan ayrılmadan evvelki son günlerini ise bin pınarlı İda‘nın meşhur şelâlelerinden birine ayırdık, benim eve çok yakın olan Başdeğirmen‘e, Mıhlı Şelâlesi‘ne düşürdük yolumuzu. Gidecek olanlara şimdiden ikazda bulunayım; Başdeğirmen‘i arkanızda bırakıp antik Roma köprüsünden de geçtikten sonra tamamen yaban doğanın içinde ve gayet zor/riskli bir yürüyüş parkurunda en az 15 dakika taban tepeceğinizi bilin. Başınızda şapkanız, yanınızda suyunuz, ayağınızda kaymaz tabanlı, güvenli bir pabucunuz olsun. Kondüsyonunuzdan emin değilseniz (tırmanma, atlama, emekleme, sürünme vs.) bu yola zaten çıkmayın, şelâleye ulaşmaktan vazgeçerek Roma köprüsünde konuyu bitirin. Biz de şelâleden ziyade köprünün altındaki doğal gölette yüzmeyi daha çok sevdik, şelâle tarafı inanılmaz kalabalık ve Cheetos‘un deyimi ile ”bu ne ya böyle, Ganj nehri gibi!!!”ydi, gene de oraya kadar bunca emekle yol almışken Mıhlı Şelâlesi‘nin çene takırdatan suyuna bir dalıp çıktık elbette…  Continue reading

2

Ben yazmadım bu defa, Korkut yazdı…

fa4bb1dc9cc380c0388037283cfd77ad

”Birkaç tip erkek var.
Birinci tip, kadın ya da değil, karşısındaki varlığı kendi cinsel ihtiyaçlarının bir objesi olarak görenler.
Bunlar çoğunluk, ve hiçbir zaman, cinselliğin tanrısal bir tamamlanma ve bütünlenme olduğunu anlayamayacaklar.
Cinselliği düdüklü tencere basıncıyla ve hüzünlü bir yalnızlıkla yaşayacaklar.
İkinci tip erkek, erkekliği miktarla ölçenler.
Sayılar, süreler, skorlar, süreçten bağımsız ve sonuç odaklı.
Narsistik bir sahne performansı, ve alkış arayışı.
Karşılarındaki partneri önemsemeseler de, alkış için mutlu etmeye çalışırlar.
Ve daha iyisini hiç bilemeyecekleri için, yalnızlıklarını neşeli bir yalnızlık zannederler.

Continue reading

0

Deliler gibi sevme beni, bana akıllı gerek…

IMG_2072

Onunla ilk kez 2012 senesinin Şubat ayında, benim küçük ruh atölyemde birlikte gerçekleştirdiğimiz bir çalışmada karşılaşmıştık. O zaman bu zamandır da yollarımız hiç ayrılmadı. Kendisini tanımadan seneler önce çevirisini yaptığı ve artık hiçbir yerde bulunamayan kitabın okuru idim, daha sonra Ezberbozan Atölye‘ye misafir eğitmen olarak geldi ve  hocam oldu, birlikte pek çok farklı çalışma yaptık, şimdi ise çok sevgili bir arkadaşımdır, iyi ki hayatımda vardır dediğim değerli bir dostumdur Sami Şarhon

En son geçen sonbaharda, Ayvalık‘da bir araya gelmiştik. Sami Hoca bu defa Küçükkuyu-Mıhlı‘ya geldi, birlikte çok güzel bir hafta geçirdik ve kendisini henüz uğurladık. Buranın havasına, suyuna, denizine, doğasına hayran kalan hocamız en kısa zamanda yeniden buralarda olmak üzere dinlenmiş, bronzlaşmış ve gayet mutlu bir şekilde ayrıldı Mıhlı‘dan 🙂
Continue reading

0

Nemo me impune lacessit (*)…

FullSizeRender-5

”Kesin öbür kadından da borç almıştı, onu ödememek için kıvırtıyordu gene telefonda, sadece bana yapmadı yani bu numarayı” dedi sıkıntıyla. ”Sana ne artık bundan?” dedim deniz kıyısında sırtüstü uzanmış ve bacak bacak üzerine atmış ve de sol ayağımın başparmağını tam karşıdaki Lesvos‘un silueti üzerinde dolaştırırken, bir taraftan da ne muazzam bir coğrafyada bulunduğumuzu düşünürken yattığım yerden… O anda önemseyeceğim belki de en son şeydi yanımdaki hoş kadının hayli zaman önce biten ilişkisinin öfkeli hesaplaşmaları, ben tamamen farklı bir frekans içinde salınmaktaydım ve halimden de çok memnundum doğrusu. Continue reading